zaman geçtikçe insan her şeyden daha çok mu korkmaya başlar yoksa korkusuzlaşır mı? pervasız biri umursamaz olmaktan kurtulup yalnızca kendini önemsemekten sıyrılabilir mi? kişi sürekli çekinip sakınmaktan yorulup aniden korkma duygusundan vazgeçebilir mi? spesifik olarak belirlenmiş bir varış noktası olmasa da herkes durmadan bir şeyler elde etmek için çabalar. bu çabayla debelenip durur. sınır tanımaz kişilikler bu yükün altından kalkamaz. buğulu bir hayat hizasına yakın duranlar değil bunlar. onlar kadar uzak değiller mutluluğa. elem bizi bir türlü terk etmiyor diye sızlanıp durmazlar. istedikleri şey ufuktadır, çoğu kez arayıp sorarlar: - alo, sıfır noktası mı? - neresi mi? - sıfır noktası. - hayır. - özür dilerim. karşılaşılan her hayal kırıcı cevapla yeniden dirilmezler. dirilmek için önce ölmek gerekir. oysa onlar ölmeyi de beceremezler. korkmazlar ama korkusuzlaşamazlar. pervadan kurtulamazlar. aniden vazgeçemezler. anılara bulanır, bir duşla tozdan pastan arınamazlar. yar...
Uzun zamandır bloga yazmak için içerik oluşturuyorum. Bir sürü bulmuş olmama rağmen onları yazarken ne kadar sıkıldığımı ve spontane olmadığı sürece bunu yapmanın bana hiç mi hiç keyif vermediğini fark ettim. Çünkü hobilerin de artık sana keyif vermiyorsa ne için yaşıyorsun ki? Hayat kısa, sandığımızdan daha da kısa. Bazen son birkaç yılın nasıl bu kadar hızlı geçtiğine inanmakta zorluk çekiyorum. Daha hislerini hala taze tutan anılarımın bu kadar geçmişte kalması beni derin bir üzüntü haline sokuyor. Bu kısa yaşam serüveninde kendimize katı kurallar koyarak yaşamaya çalışmayı artık doğru bulmuyorum. Evet, artık... Önceden böyle düşünmezdim. Her zaman her şeyin en iyisi olmak çok büyük önem teşkil ediyordu. Mükemmel olmak gerekir sanıyordum. Hedeflerimi, ideallerimi, ilişkilerimi, hobilerimi buna göre düzenliyor, mutluluğu ikinci plana bırakıyordum. Ya da bunların mutluluk getireceğini zannediyordum. Mühendis ol, avukat ol, doktor ol gibi her kafadan bir ses çıkıyordu. Başkalarının söy...