Ana içeriğe atla

Kayıtlar

pervasız

zaman geçtikçe insan her şeyden daha çok mu korkmaya başlar yoksa korkusuzlaşır mı? pervasız biri umursamaz olmaktan kurtulup yalnızca kendini önemsemekten sıyrılabilir mi? kişi sürekli çekinip sakınmaktan yorulup aniden korkma duygusundan vazgeçebilir mi? spesifik olarak belirlenmiş bir varış noktası olmasa da herkes durmadan bir şeyler elde etmek için çabalar. bu çabayla debelenip durur. sınır tanımaz kişilikler bu yükün altından kalkamaz. buğulu bir hayat hizasına yakın duranlar değil bunlar. onlar kadar uzak değiller mutluluğa. elem bizi bir türlü terk etmiyor diye sızlanıp durmazlar. istedikleri şey ufuktadır, çoğu kez arayıp sorarlar:  - alo, sıfır noktası mı? - neresi mi? - sıfır noktası. - hayır. - özür dilerim. karşılaşılan her hayal kırıcı cevapla yeniden dirilmezler. dirilmek için önce ölmek gerekir. oysa onlar ölmeyi de beceremezler. korkmazlar ama korkusuzlaşamazlar. pervadan kurtulamazlar. aniden vazgeçemezler. anılara bulanır, bir duşla tozdan pastan arınamazlar. yar...
En son yayınlar

spontan bir bencillik

Uzun zamandır bloga yazmak için içerik oluşturuyorum. Bir sürü bulmuş olmama rağmen onları yazarken ne kadar sıkıldığımı ve spontane olmadığı sürece bunu yapmanın bana hiç mi hiç keyif vermediğini fark ettim. Çünkü hobilerin de artık sana keyif vermiyorsa ne için yaşıyorsun ki? Hayat kısa, sandığımızdan daha da kısa. Bazen son birkaç yılın nasıl bu kadar hızlı geçtiğine inanmakta zorluk çekiyorum. Daha hislerini hala taze tutan anılarımın bu kadar geçmişte kalması beni derin bir üzüntü haline sokuyor. Bu kısa yaşam serüveninde kendimize katı kurallar koyarak yaşamaya çalışmayı artık doğru bulmuyorum. Evet, artık... Önceden böyle düşünmezdim. Her zaman her şeyin en iyisi olmak çok büyük önem teşkil ediyordu. Mükemmel olmak gerekir sanıyordum. Hedeflerimi, ideallerimi, ilişkilerimi, hobilerimi buna göre düzenliyor, mutluluğu ikinci plana bırakıyordum. Ya da bunların mutluluk getireceğini zannediyordum. Mühendis ol, avukat ol, doktor ol gibi her kafadan bir ses çıkıyordu. Başkalarının söy...

isimsiz

Soluk soluğa kaldığın gecenin sabahı... Hemen telefonuna mesaj geldi mi diye kontrol ediyorsun. Yeni bildirim yok. Gördüğün rüyanın etkisinde mi kaldın? Kalbin hızla çarpıyor. Terlemişsin. Saçlarını karıştırıyorsun. Uykun hala var ama güneş doğmuş. Geri yatıyorsun ama uyuyamıyorsun. Sağa sola dönerken bunalıyorsun ve kalkıp bir bardak su içiyorsun. Seni rahatsız eden bir his var içinde. Sanki kötü bir şey olacak hissi. Aldırmamaya çalışarak çarşafı gözlerine kadar çekip uyuyorsun. Uyandığında daha rahatsın. Sabah rutini yapıp kahvenle balkona çıkıyorsun. Sigaranı yakacakken fark ediyorsun ki bir dalın kalmış. Son dalını yorgun bir sabaha heba etmek istemiyorsun. Onu günün daha kötü veya daha iyi bir anına saklıyorsun. Telefonda mizah sayfalarına göz atıyorsun. Yüzünü güldürecek, en azından tebessüm ettirecek bir şey arıyorsun. Bunu yanlış yerde aradığını fark ederek telefonu bırakıyorsun. Dünkü kadar perişan bir sabah diye iç geçirerek evden dışarı çıkıyorsun. Maskeye küfür ede ede sah...

ANI'sızın bi' infilak

Bizi biz yapan şeyler ne? Aile bağlarımız, politik görüşlerimiz, geleneklerimiz, müzik zevklerimiz, okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz filmler, arkadaş çevremiz veya kişisel hobilerimiz dışındaki şeyler bizi biz yapmak konusunda ne kadar iddialı? Birkaç yıl önceki benle şu anki benin çoğu konudaki fikirleri nasıl bu kadar taban tabana zıt olabilir? Haber sitesi gibi soruları sıralamayı bırakırsak aslında bizi biz yapan şeyin sıralanan bu çoğu faktör dışında daha can alıcı bir nokta olduğunu görebiliriz: Anılarımız . Hayatımıza soktuğumuz her insanla yaşadığımız olaylar o an bunun farkına çok varamasak da sonradan şaşırtıcı bir etkiyle ortaya çıkabilir. Hiç samimi olmadığımız babamın halasıyla hayatım boyunca görüştüğümüz o tek günde söylediği bir cümle sonradan bana umulmadık bir anda dönebilir. Hiç eğlenmediğim kadar eğlendiğim o günden hiçbir replik hatırlamazken bir bakışı yatmadan önce hayal edip her öyle hissettiğimde o bakışla gizli gizli buluşabilirim. Bu bizim aslında neden anı k...

bir filmde aradığım her şey: Before Sunrise

Her insanın bir filmde, bir dizide ya da bir kitapta aradığı şeyler farklıdır. Kimisi bir filmi izlerken gerçeklikten uzaklaşmak ve olağanüstü bir evrende hayal gücünün sınırlarını zorlamak ister. Kimisi bir dizi seçerken sitcom olmasına dikkat eder; böylelikle 20 dakikalık bölümleri izlerken hem sıkılmayacak hem de gülebilecektir. Başka birisi bir kitabı seçerken arka kapak yazısının onu sürükleyici bir polisiye olduğuna ikna etmesini bekler, böylece cinayeti kimin işlediği hakkında tahminler yürütebilecektir. Bazılarının da bakış açıları farklıdır. Sanatsal bir zevk almak ya da sadece keyifli vakit geçirmek için seçimler yaparlar. Bu filmde ise her şeyden biraz var ve hiçbir şeyden hiçbir şey yok. ''Düşün şimdi, bundan yıllar sonra evlenmişsin ve çocukların olmuş. Hayatın monotonlaşmaya başlıyor ve kocandan sıkılıyorsun. İşte o gün geriye bakıp hayatına giren adamları düşünüyorsun. Ben de onlardan biriyim. Farz et ki yıllar sonra bana evet demediğine pişman oluyorsun ve yaş...

şarkılarla yaşayanlar

Biraz da samimi sohbetler edelim istedim. Karantinada olduğumuz bu günlerde sıkıntıdan için için ne yapsak diye düşünenler genelde kendilerini şarkılarla dolu bir çukura düşmüş buluyor. Belki de düşülmek istenecek tek çukur... Ben de naçizane kendimi orada buldum. Tutunduğum dallardan en güçlüleri playlistlerim oldu. Son zamanlarda Spotify kullanmayan neredeyse kalmadı biliyorum. Bu yüzden linkleri aşağıya bırakacak olsam da bütün kitlelere hitap etmek amacıyla şarkı isimlerini de telaffuz edeceğim bu yazıda. Müziğin büyülü dünyası genrelerle yani türlerle parçalanmış ve derlenmiş halde. Kimimiz pop müziğe, kimimiz caza, kimimiz bluesa, kimimiz rocka, kimimiz punka veya sayamayacağım daha birçok türden bazılarına kendimizi daha yakın hissederiz. Özellikle son dönemlerde rap parçalar oldukça revaçta. Ben şahsım rap müziğe hep ön yargılı dururdum ama son zamanlarda hepimizin kulaklarına o kadar aşina gelmeye başladı ki mutlaka herkesin döngüye aldığı birkaç rap parçası oldu.  ...

ya hep ya hiç?

Bazı şeyler karıştırılıyor. Algılar çarpıtılıyor. Bağnazlık böyle anlarda can buluyor sanki. Bir fikrin koyu savunucusu olmak, insanların inandıklarıyla çelişse bile onları kabul etmeye mecbur hissettiriyor. Bireyler kendi düşünceleriyle var olmayı, her şeyden biraz olmayı bilmiyorlar. Ya hep ya hiç ilkesi kanımıza öyle işlemiş ki ters düştüğümüz şeyleri kabullenmeye başlamışız adeta. Kimisi sadece kabullenmekle kalmıyor fikri özümsemiş ve benimsemiş hale geliyor. Bu şahısların kolundan tutup ''Sen kimsin?'' sorusunu sorduğunuzdaysa burun kıvırarak ezberlenmiş bir kaç cümleyi ağızlarında geveliyorlar. Bu topluluklar sadece belli bir kesime de ait değiller. Büyük bir çoğunluğu cahil bile değil. Tabi cehalet tanımı sözlük anlamındakinden başka cümlelerle de tasavvur edilebilir. Ama ortadaki fikir o kadar kişi tarafından kabul gördüyse buna alışılmalı ve bu desteklenmeli zannediyorlar. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller... Ne fikirleri hür ne de vicdanları... Daya...