Ana içeriğe atla

ya hep ya hiç?

Bazı şeyler karıştırılıyor. Algılar çarpıtılıyor. Bağnazlık böyle anlarda can buluyor sanki. Bir fikrin koyu savunucusu olmak, insanların inandıklarıyla çelişse bile onları kabul etmeye mecbur hissettiriyor. Bireyler kendi düşünceleriyle var olmayı, her şeyden biraz olmayı bilmiyorlar. Ya hep ya hiç ilkesi kanımıza öyle işlemiş ki ters düştüğümüz şeyleri kabullenmeye başlamışız adeta. Kimisi sadece kabullenmekle kalmıyor fikri özümsemiş ve benimsemiş hale geliyor. Bu şahısların kolundan tutup ''Sen kimsin?'' sorusunu sorduğunuzdaysa burun kıvırarak ezberlenmiş bir kaç cümleyi ağızlarında geveliyorlar. Bu topluluklar sadece belli bir kesime de ait değiller. Büyük bir çoğunluğu cahil bile değil. Tabi cehalet tanımı sözlük anlamındakinden başka cümlelerle de tasavvur edilebilir. Ama ortadaki fikir o kadar kişi tarafından kabul gördüyse buna alışılmalı ve bu desteklenmeli zannediyorlar. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller... Ne fikirleri hür ne de vicdanları... Dayatılmış katı dogmalara aşırı karşı olup doğru sandıkları yolda çukura düşenler ya da bu dogmalara sıkı sıkı bağlanıp karanlıkta bir tutam ışık huzmesine muhtaç kalanlar aslında ne kadar benzediklerinin farkında değiller. Bu kesimlerin en kötü özelliğiyse en doğru düşüneni kendileri sanmaları, karşıt düşüncedekileri aforoz edercesine yargılamaları ve dış dünyadan soyutlamaya çalışmaları.

İnsanın belli bir topluluğa bağlı olması ya da kendini buna empoze etmesi ona aidiyet hissini tattırır. Bu his bazen o kadar tatlı gelir ki, sarhoşluğuyla akıl almayacak yollara bile saptırır. Olmam der olursunuz ve olduğunuzda pişmanlığın zerresi vuku bulmaz vücudunuzda. Yani aslında olmadığımız biri gibi davranmak nasıl doğamızda varsa, buna alışmak da hiç zor değil. Bireylerin yalnızca çok küçük bir kısmı ne yaptığını fark edip kendi olmak için adım atıyorlar. Geri kalan çoğunluk ise bu karambolde kim olduklarını unutup heba oluyorlar. Kendini yetiştirmiş nesiller bunu az hasarla atlatsalar bile diğerleri ufka at gözlükleriyle bakmaya ve bir sinek vızıltısıymışçasına rahatsız etmeye devam edecekler. Yalnızca bir ideolojinin ürünü olmamaya ve yüksek dağların arkasındaki güneşi aramaya devam edenlerse herkes için bir umut olacaklar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

spontan bir bencillik

Uzun zamandır bloga yazmak için içerik oluşturuyorum. Bir sürü bulmuş olmama rağmen onları yazarken ne kadar sıkıldığımı ve spontane olmadığı sürece bunu yapmanın bana hiç mi hiç keyif vermediğini fark ettim. Çünkü hobilerin de artık sana keyif vermiyorsa ne için yaşıyorsun ki? Hayat kısa, sandığımızdan daha da kısa. Bazen son birkaç yılın nasıl bu kadar hızlı geçtiğine inanmakta zorluk çekiyorum. Daha hislerini hala taze tutan anılarımın bu kadar geçmişte kalması beni derin bir üzüntü haline sokuyor. Bu kısa yaşam serüveninde kendimize katı kurallar koyarak yaşamaya çalışmayı artık doğru bulmuyorum. Evet, artık... Önceden böyle düşünmezdim. Her zaman her şeyin en iyisi olmak çok büyük önem teşkil ediyordu. Mükemmel olmak gerekir sanıyordum. Hedeflerimi, ideallerimi, ilişkilerimi, hobilerimi buna göre düzenliyor, mutluluğu ikinci plana bırakıyordum. Ya da bunların mutluluk getireceğini zannediyordum. Mühendis ol, avukat ol, doktor ol gibi her kafadan bir ses çıkıyordu. Başkalarının söy...

Çocuk İstismarı Suçtur

Son günlerde tanık olduğum videolar, tweetler, fotoğraflar ve haberler yüzünden bu yayını yazmaya karar verdim. Günden güne sosyal medyanın da yardımıyla yaratılan sansasyonlar ile farkındalık kazanması gerekirken gittikçe daha da fevkalade sarsıcı durumlar vuku bulmaya devam ediyor. Az önce bir arkadaşım sayesinde bir video izledim. Şahıs (Ayşe Tükrükçü,47) 9 yaşında amcası tarafından tecavüze uğradığını belirtiyor. Bir günde 3 kere tecavüze uğrayıp anneannesi vücudundaki diş izlerini sorduğunda amcasının da tembihlediği üzere düştüğünü söylüyor. Kahvaltıda annesiyle babası evde olmayan Tükrükçü'yü, amcasının, sofrada kucağına oturtup okşayıp severken bir yandan tecavüz ettiği ifade ediliyor. Tükrükçü olayı annesiyle paylaştığında ''9'' yaşındaki çocuğa annesi, 'kim bilir neler yaptın da amcana suç atıyorsun' tarzı ve daha ağır ifadelerle çocuğa karşı çıkıyor. ''9'' yaşındaki bir çocuğu cinsel arzusu olmak yolunda bir şeyler yapmakla itham...

Yön Veremedik

Kanımca kandırıldık. Son zamanlarda hayatın heyecanı, bir süs eşya gibi. Olmasa da olur ama olmazsa olmaz. Ufacık şeyleri yaşamın vazgeçilmezi haline getiren bizler, küçük ayrıntılara takılmaktan daha büyük detayları hep kaçırdık. Kendimizi en güçlü zannettik ve yanıldık. Yapabileceklerimizi küçümsedik, bu yüzden başarılı olamadık. Hayatın akışına da bir türlü ayak uyduramadık. Çocukken kurduğumuz hayalleri gerçekleşecek sandık. Büyülü bir evrenin varisi gibi hissettik. Ayrıca, hissettirildik. Oysa kapitalist sistemin köleleri olduğumuzu anlamak çok vaktimizi almadı. Sadece görmezden geldik. Geceleri kutu kadar evinde yatağı olmadan büyüyen çocuk çevresinin söylemleriyle kendini fabrikatör olacak sandı. Fabrikada işçi oldu. Memur ailenin çocuğuysa astronot olma deryasındaydı. Zabıt katibi oldu. Babası senarist, annesi üst düzey yönetici olan çocuk da bir hiç uğruna güzel sanatlar okuyup kötü yola düştü. Şu anda hapiste. Müebbet diyorlar. He bir de ailesi gerçekten fabrikatör olan bir ...