Bazı şeyler karıştırılıyor. Algılar çarpıtılıyor. Bağnazlık böyle anlarda can buluyor sanki. Bir fikrin koyu savunucusu olmak, insanların inandıklarıyla çelişse bile onları kabul etmeye mecbur hissettiriyor. Bireyler kendi düşünceleriyle var olmayı, her şeyden biraz olmayı bilmiyorlar. Ya hep ya hiç ilkesi kanımıza öyle işlemiş ki ters düştüğümüz şeyleri kabullenmeye başlamışız adeta. Kimisi sadece kabullenmekle kalmıyor fikri özümsemiş ve benimsemiş hale geliyor. Bu şahısların kolundan tutup ''Sen kimsin?'' sorusunu sorduğunuzdaysa burun kıvırarak ezberlenmiş bir kaç cümleyi ağızlarında geveliyorlar. Bu topluluklar sadece belli bir kesime de ait değiller. Büyük bir çoğunluğu cahil bile değil. Tabi cehalet tanımı sözlük anlamındakinden başka cümlelerle de tasavvur edilebilir. Ama ortadaki fikir o kadar kişi tarafından kabul gördüyse buna alışılmalı ve bu desteklenmeli zannediyorlar. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller... Ne fikirleri hür ne de vicdanları... Dayatılmış katı dogmalara aşırı karşı olup doğru sandıkları yolda çukura düşenler ya da bu dogmalara sıkı sıkı bağlanıp karanlıkta bir tutam ışık huzmesine muhtaç kalanlar aslında ne kadar benzediklerinin farkında değiller. Bu kesimlerin en kötü özelliğiyse en doğru düşüneni kendileri sanmaları, karşıt düşüncedekileri aforoz edercesine yargılamaları ve dış dünyadan soyutlamaya çalışmaları.
İnsanın belli bir topluluğa bağlı olması ya da kendini buna empoze etmesi ona aidiyet hissini tattırır. Bu his bazen o kadar tatlı gelir ki, sarhoşluğuyla akıl almayacak yollara bile saptırır. Olmam der olursunuz ve olduğunuzda pişmanlığın zerresi vuku bulmaz vücudunuzda. Yani aslında olmadığımız biri gibi davranmak nasıl doğamızda varsa, buna alışmak da hiç zor değil. Bireylerin yalnızca çok küçük bir kısmı ne yaptığını fark edip kendi olmak için adım atıyorlar. Geri kalan çoğunluk ise bu karambolde kim olduklarını unutup heba oluyorlar. Kendini yetiştirmiş nesiller bunu az hasarla atlatsalar bile diğerleri ufka at gözlükleriyle bakmaya ve bir sinek vızıltısıymışçasına rahatsız etmeye devam edecekler. Yalnızca bir ideolojinin ürünü olmamaya ve yüksek dağların arkasındaki güneşi aramaya devam edenlerse herkes için bir umut olacaklar.
İnsanın belli bir topluluğa bağlı olması ya da kendini buna empoze etmesi ona aidiyet hissini tattırır. Bu his bazen o kadar tatlı gelir ki, sarhoşluğuyla akıl almayacak yollara bile saptırır. Olmam der olursunuz ve olduğunuzda pişmanlığın zerresi vuku bulmaz vücudunuzda. Yani aslında olmadığımız biri gibi davranmak nasıl doğamızda varsa, buna alışmak da hiç zor değil. Bireylerin yalnızca çok küçük bir kısmı ne yaptığını fark edip kendi olmak için adım atıyorlar. Geri kalan çoğunluk ise bu karambolde kim olduklarını unutup heba oluyorlar. Kendini yetiştirmiş nesiller bunu az hasarla atlatsalar bile diğerleri ufka at gözlükleriyle bakmaya ve bir sinek vızıltısıymışçasına rahatsız etmeye devam edecekler. Yalnızca bir ideolojinin ürünü olmamaya ve yüksek dağların arkasındaki güneşi aramaya devam edenlerse herkes için bir umut olacaklar.
Yorumlar
Yorum Gönder