Her insanın bir filmde, bir dizide ya da bir kitapta aradığı şeyler farklıdır. Kimisi bir filmi izlerken gerçeklikten uzaklaşmak ve olağanüstü bir evrende hayal gücünün sınırlarını zorlamak ister. Kimisi bir dizi seçerken sitcom olmasına dikkat eder; böylelikle 20 dakikalık bölümleri izlerken hem sıkılmayacak hem de gülebilecektir. Başka birisi bir kitabı seçerken arka kapak yazısının onu sürükleyici bir polisiye olduğuna ikna etmesini bekler, böylece cinayeti kimin işlediği hakkında tahminler yürütebilecektir. Bazılarının da bakış açıları farklıdır. Sanatsal bir zevk almak ya da sadece keyifli vakit geçirmek için seçimler yaparlar. Bu filmde ise her şeyden biraz var ve hiçbir şeyden hiçbir şey yok.
''Düşün şimdi, bundan yıllar sonra evlenmişsin ve çocukların olmuş. Hayatın monotonlaşmaya başlıyor ve kocandan sıkılıyorsun. İşte o gün geriye bakıp hayatına giren adamları düşünüyorsun. Ben de onlardan biriyim. Farz et ki yıllar sonra bana evet demediğine pişman oluyorsun ve yaşayabileceğin şeyleri merak ediyorsun. Şimdi benimle burada trenden in ve hayır dersen neler kaçırabileceğimizi görelim.''
Repliği ile asıl girişini yapan Before Sunrise eğer ki bir kitap olsaydı hiç şüphesiz realist bir yazar tarafından yazılırdı. Olayların gerçekliği, verilen tepkilerin samimiyeti... Bir kadın bunun hakkında ne derdi diye daha düşünmeye başlamadan Celine'in verdiği cevaplar ya da bir erkek bu konuda ne merak ederdi dediğiniz yerlerde Jesse'nin sorduğu sorularla birlikte bir kadın ve bir erkeğin aşkına değil, bir kadın - erkek ilişkisine tanık oluyorsunuz. Evet, ortada bariz bir aşk var. Ama bu filme aşk filmi demek büyük bir haksızlık olur. Çatışan fikirlerin veya ortak noktaların doğurduğu romantik anlar ibaresi yanlış olmaz sanırım. Trende tanıştığın yabancıyla Viyana sokaklarında bir gece... Filmin büyük bir kısmını diyaloglar oluşturuyor. Ölüm hakkındaki düşünceler, bir tablonun hissiyatı, aslında hiç kimsenin seni veya bir başkasını anlamak için çaba sarf etmemesi, yanlış insanlarla kaybettiğimiz dakikalar, küçüklüğümüzden beri bize biçilen kaftanlar ve en önemlisi her ilişkinin elbet bir gün sıkıcı hale geleceği.
''Galiba ben günün 24 saati ölümden korkuyorum. Ve ölmeden önceki, az sonra öleceğinizi bildiğiniz o birkaç saniyelik bilinç halinden daha çok korkuyorum.''
Bir o kadar bizden olan bu iki insan aslında her insanın ne kadar farklı olduğunu da gösterebiliyor. Kimimiz Celine gibi fallara inanmak isterken kimimiz de Jesse gibi bunu sadece gülünç buluyor. Hayal kurarken hayatınıza giren bir gerçekliğin size ne kadar çekici gelebileceğini anlamaya çalışıyorsunuz. Tabi bu insanın bir de Celine gibi bir Fransız rüyasına benzemesi ya da Jesse gibi konuşma ve flört etme konusunda yetenekli olması da çekiciliği arttırabilecek unsurlardan.
''Feminizmin erkekler tarafından daha çok aylaklık yapabilmeleri için icat edilmiş olduğuna dair korkunç bir düşüncem var. 'Kadın aklını özgürleştir, bedenini özgürleştir, benimle yat..' İstediğim kadar yattığım sürece hepimiz özgür ve mutluyuz.''
Replikleriyle merak ettiklerimize, eleştirdiklerimize değinen ve 25 yıldan bu yana neredeyse hiçbir şeyin değişmediği acı gerçeğini yüzümüze vuran bu film bize bu günlerde kaliteli ve keyifli zaman sunuyor. Herkese hitap etmeyecek olsa da hepimizin bilinçaltında gizliden gizliye böyle bir fantezinin olduğunu kimse inkar edemez.
''Beni ne sinir ediyor biliyor musun? İnsanlar sürekli 'Teknoloji ne kadar müthiş ilerledi, daha çok zaman kazanıyoruz.' diyor. Oysa kullanamayacaksan zaman kazanmış olmanın ne faydası var.''
Serinin diğer iki filmi Before Sunset ve Before Midnight ilişkilerinin ve hayatlarının nasıl ilerlediğini gözler önüne seren devam filmleridir. Bu filmin büyüsünü gölgede bırakırlar mı meçhul. Belki de geçen zaman ve artan problemlerle her filmin her yaş grubuna etkisi farklı olabilir. Filmde de dedikleri gibi:
''Yaşlanmayı seviyorum.
Sanki hayatın değerini daha iyi anlamamı sağlıyor.''
Ama her ne olursa olsun Before Sunrise 'ın tınısı her zaman kulağa daha çok hitap edecektir. Anı yaşamanın verdiği hazla dolu bir yaşam... Carpe Diem.

''Düşün şimdi, bundan yıllar sonra evlenmişsin ve çocukların olmuş. Hayatın monotonlaşmaya başlıyor ve kocandan sıkılıyorsun. İşte o gün geriye bakıp hayatına giren adamları düşünüyorsun. Ben de onlardan biriyim. Farz et ki yıllar sonra bana evet demediğine pişman oluyorsun ve yaşayabileceğin şeyleri merak ediyorsun. Şimdi benimle burada trenden in ve hayır dersen neler kaçırabileceğimizi görelim.''
Repliği ile asıl girişini yapan Before Sunrise eğer ki bir kitap olsaydı hiç şüphesiz realist bir yazar tarafından yazılırdı. Olayların gerçekliği, verilen tepkilerin samimiyeti... Bir kadın bunun hakkında ne derdi diye daha düşünmeye başlamadan Celine'in verdiği cevaplar ya da bir erkek bu konuda ne merak ederdi dediğiniz yerlerde Jesse'nin sorduğu sorularla birlikte bir kadın ve bir erkeğin aşkına değil, bir kadın - erkek ilişkisine tanık oluyorsunuz. Evet, ortada bariz bir aşk var. Ama bu filme aşk filmi demek büyük bir haksızlık olur. Çatışan fikirlerin veya ortak noktaların doğurduğu romantik anlar ibaresi yanlış olmaz sanırım. Trende tanıştığın yabancıyla Viyana sokaklarında bir gece... Filmin büyük bir kısmını diyaloglar oluşturuyor. Ölüm hakkındaki düşünceler, bir tablonun hissiyatı, aslında hiç kimsenin seni veya bir başkasını anlamak için çaba sarf etmemesi, yanlış insanlarla kaybettiğimiz dakikalar, küçüklüğümüzden beri bize biçilen kaftanlar ve en önemlisi her ilişkinin elbet bir gün sıkıcı hale geleceği.
''Galiba ben günün 24 saati ölümden korkuyorum. Ve ölmeden önceki, az sonra öleceğinizi bildiğiniz o birkaç saniyelik bilinç halinden daha çok korkuyorum.''
Bir o kadar bizden olan bu iki insan aslında her insanın ne kadar farklı olduğunu da gösterebiliyor. Kimimiz Celine gibi fallara inanmak isterken kimimiz de Jesse gibi bunu sadece gülünç buluyor. Hayal kurarken hayatınıza giren bir gerçekliğin size ne kadar çekici gelebileceğini anlamaya çalışıyorsunuz. Tabi bu insanın bir de Celine gibi bir Fransız rüyasına benzemesi ya da Jesse gibi konuşma ve flört etme konusunda yetenekli olması da çekiciliği arttırabilecek unsurlardan.
''Feminizmin erkekler tarafından daha çok aylaklık yapabilmeleri için icat edilmiş olduğuna dair korkunç bir düşüncem var. 'Kadın aklını özgürleştir, bedenini özgürleştir, benimle yat..' İstediğim kadar yattığım sürece hepimiz özgür ve mutluyuz.''
Replikleriyle merak ettiklerimize, eleştirdiklerimize değinen ve 25 yıldan bu yana neredeyse hiçbir şeyin değişmediği acı gerçeğini yüzümüze vuran bu film bize bu günlerde kaliteli ve keyifli zaman sunuyor. Herkese hitap etmeyecek olsa da hepimizin bilinçaltında gizliden gizliye böyle bir fantezinin olduğunu kimse inkar edemez.''Beni ne sinir ediyor biliyor musun? İnsanlar sürekli 'Teknoloji ne kadar müthiş ilerledi, daha çok zaman kazanıyoruz.' diyor. Oysa kullanamayacaksan zaman kazanmış olmanın ne faydası var.''
Serinin diğer iki filmi Before Sunset ve Before Midnight ilişkilerinin ve hayatlarının nasıl ilerlediğini gözler önüne seren devam filmleridir. Bu filmin büyüsünü gölgede bırakırlar mı meçhul. Belki de geçen zaman ve artan problemlerle her filmin her yaş grubuna etkisi farklı olabilir. Filmde de dedikleri gibi:
''Yaşlanmayı seviyorum.
Sanki hayatın değerini daha iyi anlamamı sağlıyor.''
Ama her ne olursa olsun Before Sunrise 'ın tınısı her zaman kulağa daha çok hitap edecektir. Anı yaşamanın verdiği hazla dolu bir yaşam... Carpe Diem.


Yorumlar
Yorum Gönder