Ana içeriğe atla

pervasız

zaman geçtikçe insan her şeyden daha çok mu korkmaya başlar yoksa korkusuzlaşır mı? pervasız biri umursamaz olmaktan kurtulup yalnızca kendini önemsemekten sıyrılabilir mi? kişi sürekli çekinip sakınmaktan yorulup aniden korkma duygusundan vazgeçebilir mi? spesifik olarak belirlenmiş bir varış noktası olmasa da herkes durmadan bir şeyler elde etmek için çabalar. bu çabayla debelenip durur. sınır tanımaz kişilikler bu yükün altından kalkamaz. buğulu bir hayat hizasına yakın duranlar değil bunlar. onlar kadar uzak değiller mutluluğa. elem bizi bir türlü terk etmiyor diye sızlanıp durmazlar. istedikleri şey ufuktadır, çoğu kez arayıp sorarlar: 

- alo, sıfır noktası mı?
- neresi mi?
- sıfır noktası.
- hayır.
- özür dilerim.

karşılaşılan her hayal kırıcı cevapla yeniden dirilmezler. dirilmek için önce ölmek gerekir. oysa onlar ölmeyi de beceremezler. korkmazlar ama korkusuzlaşamazlar. pervadan kurtulamazlar. aniden vazgeçemezler. anılara bulanır, bir duşla tozdan pastan arınamazlar. yarını düşleyip bugünde yaşayamazlar. umursamaz olduklarını zannettikten sonra bile, yenildikleri her darbe karşısında acıyla bir olup ağlaşırlar. bu bencil ruhlar kendilerini, başkasını önemsemeye vakitleri olmadığına inandırırlar. içlerindeki korkuya dair her kalıntı, evet kalıntı, başkasının içine çekilip uzaklara düşer. etkilendikleri kadar etkiler, sarsıldıkları kadar sarsarlar. arzuları infilak ettikçe küllerinden yeniden doğarlar. mümkün oldukça zamana sırnaşıp bulundukları anı durdururlar. ne de olsa onlar, her sanrının fay hattındalar.  


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

spontan bir bencillik

Uzun zamandır bloga yazmak için içerik oluşturuyorum. Bir sürü bulmuş olmama rağmen onları yazarken ne kadar sıkıldığımı ve spontane olmadığı sürece bunu yapmanın bana hiç mi hiç keyif vermediğini fark ettim. Çünkü hobilerin de artık sana keyif vermiyorsa ne için yaşıyorsun ki? Hayat kısa, sandığımızdan daha da kısa. Bazen son birkaç yılın nasıl bu kadar hızlı geçtiğine inanmakta zorluk çekiyorum. Daha hislerini hala taze tutan anılarımın bu kadar geçmişte kalması beni derin bir üzüntü haline sokuyor. Bu kısa yaşam serüveninde kendimize katı kurallar koyarak yaşamaya çalışmayı artık doğru bulmuyorum. Evet, artık... Önceden böyle düşünmezdim. Her zaman her şeyin en iyisi olmak çok büyük önem teşkil ediyordu. Mükemmel olmak gerekir sanıyordum. Hedeflerimi, ideallerimi, ilişkilerimi, hobilerimi buna göre düzenliyor, mutluluğu ikinci plana bırakıyordum. Ya da bunların mutluluk getireceğini zannediyordum. Mühendis ol, avukat ol, doktor ol gibi her kafadan bir ses çıkıyordu. Başkalarının söy...

Çocuk İstismarı Suçtur

Son günlerde tanık olduğum videolar, tweetler, fotoğraflar ve haberler yüzünden bu yayını yazmaya karar verdim. Günden güne sosyal medyanın da yardımıyla yaratılan sansasyonlar ile farkındalık kazanması gerekirken gittikçe daha da fevkalade sarsıcı durumlar vuku bulmaya devam ediyor. Az önce bir arkadaşım sayesinde bir video izledim. Şahıs (Ayşe Tükrükçü,47) 9 yaşında amcası tarafından tecavüze uğradığını belirtiyor. Bir günde 3 kere tecavüze uğrayıp anneannesi vücudundaki diş izlerini sorduğunda amcasının da tembihlediği üzere düştüğünü söylüyor. Kahvaltıda annesiyle babası evde olmayan Tükrükçü'yü, amcasının, sofrada kucağına oturtup okşayıp severken bir yandan tecavüz ettiği ifade ediliyor. Tükrükçü olayı annesiyle paylaştığında ''9'' yaşındaki çocuğa annesi, 'kim bilir neler yaptın da amcana suç atıyorsun' tarzı ve daha ağır ifadelerle çocuğa karşı çıkıyor. ''9'' yaşındaki bir çocuğu cinsel arzusu olmak yolunda bir şeyler yapmakla itham...

Yön Veremedik

Kanımca kandırıldık. Son zamanlarda hayatın heyecanı, bir süs eşya gibi. Olmasa da olur ama olmazsa olmaz. Ufacık şeyleri yaşamın vazgeçilmezi haline getiren bizler, küçük ayrıntılara takılmaktan daha büyük detayları hep kaçırdık. Kendimizi en güçlü zannettik ve yanıldık. Yapabileceklerimizi küçümsedik, bu yüzden başarılı olamadık. Hayatın akışına da bir türlü ayak uyduramadık. Çocukken kurduğumuz hayalleri gerçekleşecek sandık. Büyülü bir evrenin varisi gibi hissettik. Ayrıca, hissettirildik. Oysa kapitalist sistemin köleleri olduğumuzu anlamak çok vaktimizi almadı. Sadece görmezden geldik. Geceleri kutu kadar evinde yatağı olmadan büyüyen çocuk çevresinin söylemleriyle kendini fabrikatör olacak sandı. Fabrikada işçi oldu. Memur ailenin çocuğuysa astronot olma deryasındaydı. Zabıt katibi oldu. Babası senarist, annesi üst düzey yönetici olan çocuk da bir hiç uğruna güzel sanatlar okuyup kötü yola düştü. Şu anda hapiste. Müebbet diyorlar. He bir de ailesi gerçekten fabrikatör olan bir ...