Ana içeriğe atla

spontan bir bencillik

Uzun zamandır bloga yazmak için içerik oluşturuyorum. Bir sürü bulmuş olmama rağmen onları yazarken ne kadar sıkıldığımı ve spontane olmadığı sürece bunu yapmanın bana hiç mi hiç keyif vermediğini fark ettim. Çünkü hobilerin de artık sana keyif vermiyorsa ne için yaşıyorsun ki? Hayat kısa, sandığımızdan daha da kısa. Bazen son birkaç yılın nasıl bu kadar hızlı geçtiğine inanmakta zorluk çekiyorum. Daha hislerini hala taze tutan anılarımın bu kadar geçmişte kalması beni derin bir üzüntü haline sokuyor. Bu kısa yaşam serüveninde kendimize katı kurallar koyarak yaşamaya çalışmayı artık doğru bulmuyorum. Evet, artık... Önceden böyle düşünmezdim. Her zaman her şeyin en iyisi olmak çok büyük önem teşkil ediyordu. Mükemmel olmak gerekir sanıyordum. Hedeflerimi, ideallerimi, ilişkilerimi, hobilerimi buna göre düzenliyor, mutluluğu ikinci plana bırakıyordum. Ya da bunların mutluluk getireceğini zannediyordum. Mühendis ol, avukat ol, doktor ol gibi her kafadan bir ses çıkıyordu. Başkalarının söylemleriyle hayatımı yönetiyor 'ben ne istiyorum?' sorusunu bir türlü sormuyordum. Sorduğumdaysa başkalarının isteklerine kendi emellerimi de katarak alternatif yollar arıyordum. Herkesin gönlü olsun. İlişkilerde de insanların doğruları vardı. 'Aile ilişkilerinde hep sen alttan almaya çalışmalısın, onların isteklerini yerine getirmelisin, onlar senin büyüğün senin için en iyisini onlar bilirler.' 'Arkadaşlık ilişkilerinde de hep sen alttan almaya çalışmalısın kimse senin istediğin gibi biri olmak zorunda değil ama nedense sen onların aradığı gibi bir arkadaş olmalısın.' 'Sevgilini ne çok boş bırakmalısın ne de çok darlamalısın çünkü her iki durumda da seni aldatırsa sorumlusu sen olabilirsin.' 'Sevgilimle çok yakın olamazsın çünkü ben çok kıskanırım, aranızda bir şey yaşanabilir ama ben başkasının sevgilisiyle birlikte olabilirim çünkü bu benim hayatım kimseyi ilgilendirmez.' Son birkaç satırdır sarf ettiğim cümlelerin hepsini kendi kulaklarımla duydum. Tabii söylenirken tavırlar hiçbir zaman böyle olmaz. Çoğu gülümsenerek söylenir. Yani alttan alttan sana bir şeyler bildirilmeye ve 'aman alınma canım alt tarafı sohbet ediyoruz' denmeye getirilir. Herkes her zaman her şeyin en doğrusunu bilir. Ama işte kişi kendinden bilir işi. İnsanlara sürekli nutuk çeken, başkası onlara aynı şeyi yapınca kıyameti koparıp kendileri yapınca canım istedi yaptım diyen, kendisi için en iyisini isteyen ayranım dökülmesinciler hayatımızın her anında çevremizde olan ve toplumun yapı taşını bozan asıl unsurlar. Bu anarşizm değil bu bencillik. Bencil insan sayısı arttıkça fakir ile zengin arasında uçurumlar oluştuğu gibi iyi insan tanımına uyan kişi sayısı da bir o kadar azaldı. Onun gözü benim kocamda benim gözüm onun dayısında yengesinin gözü onun kocasında... 'Benim karım benim malım.' 'Benim çocuğum değil mi ister döverim ister severim?' 'Kızını dövmeyen dizini döver.' 'Başımıza oğlancı mı oldun sen?' 'Bu saatte dışarıda ne işin var, orospu mu olmak istiyorsun?' 'Seni aldatırsam ruhun bile duymaz.' 'O kızı takipten çıkacaksın.' 'O şortu giyersen tecavüze uğrayabilirsin, adamları buna teşvik etme.' Başkalarının bencilliği yüzünden hayatımızı hep bazı şeylerden saklayarak yaşamaya çalışıyoruz. Bunun cinsiyeti yok. Herkesin kendi çıkarları için başkalarından sürekli beklentileri var. Ama kimse için işin doğrusu önemli değil. Herkes için önemli olan, bilindik olduğu için haklı bulunan yanlış öğretileri kulağımıza küpe etmeye çalışmak. Kuran kurslarında çocukları dövenler, Afrika'ya su ve yiyecek yardımı için toplanan bağış paralarını aklayanlar, bir devlet sırrını biliyor veya sırf arkasını kollayan kodamanlar var diye istediği suçu işleyip iyi halden indirim alanlar ya da direkt üzerindeki suçlamalar düşürülerek serbest kalanlar... Bunlar hem ülkemizin gerçekleri hem de dünyamızın. Kötülüğü egemen kılan bu sistemse bencilliğin fay hattı. İnsan doğasında olan bu şeytani hamlelerin normalleştirilmesi ve bundan dolayı doğan suçlara herkesin şaşırması... Diğer bir taraftan bu düzen içerisinde insan kendi mutluluğunu hiçe sayarak başkasını mutlu etmeye çalışıyor. Yanlış yerde bencil olduğu gibi doğru yerde bencil olamıyor. Mutlu olmayı bencillikle edinip kendi için yaşayanların aksine mutluluğunu kendi için istediği kadar başkası için de en iyisini isteyen birkaç kişi kaldı sadece. Onların da cayması yakındır. Malum insan memeli bir hayvan, bulunduğu ortama er ya da geç adapte olur. Adapte olamadığı ortamda doğal seleksiyonla elenir. Ziyan olur, gider.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çocuk İstismarı Suçtur

Son günlerde tanık olduğum videolar, tweetler, fotoğraflar ve haberler yüzünden bu yayını yazmaya karar verdim. Günden güne sosyal medyanın da yardımıyla yaratılan sansasyonlar ile farkındalık kazanması gerekirken gittikçe daha da fevkalade sarsıcı durumlar vuku bulmaya devam ediyor. Az önce bir arkadaşım sayesinde bir video izledim. Şahıs (Ayşe Tükrükçü,47) 9 yaşında amcası tarafından tecavüze uğradığını belirtiyor. Bir günde 3 kere tecavüze uğrayıp anneannesi vücudundaki diş izlerini sorduğunda amcasının da tembihlediği üzere düştüğünü söylüyor. Kahvaltıda annesiyle babası evde olmayan Tükrükçü'yü, amcasının, sofrada kucağına oturtup okşayıp severken bir yandan tecavüz ettiği ifade ediliyor. Tükrükçü olayı annesiyle paylaştığında ''9'' yaşındaki çocuğa annesi, 'kim bilir neler yaptın da amcana suç atıyorsun' tarzı ve daha ağır ifadelerle çocuğa karşı çıkıyor. ''9'' yaşındaki bir çocuğu cinsel arzusu olmak yolunda bir şeyler yapmakla itham...

Yön Veremedik

Kanımca kandırıldık. Son zamanlarda hayatın heyecanı, bir süs eşya gibi. Olmasa da olur ama olmazsa olmaz. Ufacık şeyleri yaşamın vazgeçilmezi haline getiren bizler, küçük ayrıntılara takılmaktan daha büyük detayları hep kaçırdık. Kendimizi en güçlü zannettik ve yanıldık. Yapabileceklerimizi küçümsedik, bu yüzden başarılı olamadık. Hayatın akışına da bir türlü ayak uyduramadık. Çocukken kurduğumuz hayalleri gerçekleşecek sandık. Büyülü bir evrenin varisi gibi hissettik. Ayrıca, hissettirildik. Oysa kapitalist sistemin köleleri olduğumuzu anlamak çok vaktimizi almadı. Sadece görmezden geldik. Geceleri kutu kadar evinde yatağı olmadan büyüyen çocuk çevresinin söylemleriyle kendini fabrikatör olacak sandı. Fabrikada işçi oldu. Memur ailenin çocuğuysa astronot olma deryasındaydı. Zabıt katibi oldu. Babası senarist, annesi üst düzey yönetici olan çocuk da bir hiç uğruna güzel sanatlar okuyup kötü yola düştü. Şu anda hapiste. Müebbet diyorlar. He bir de ailesi gerçekten fabrikatör olan bir ...