Kanımca kandırıldık.
Son zamanlarda hayatın heyecanı, bir süs eşya gibi. Olmasa da olur ama olmazsa olmaz. Ufacık şeyleri yaşamın vazgeçilmezi haline getiren bizler, küçük ayrıntılara takılmaktan daha büyük detayları hep kaçırdık. Kendimizi en güçlü zannettik ve yanıldık. Yapabileceklerimizi küçümsedik, bu yüzden başarılı olamadık. Hayatın akışına da bir türlü ayak uyduramadık. Çocukken kurduğumuz hayalleri gerçekleşecek sandık. Büyülü bir evrenin varisi gibi hissettik. Ayrıca, hissettirildik. Oysa kapitalist sistemin köleleri olduğumuzu anlamak çok vaktimizi almadı. Sadece görmezden geldik. Geceleri kutu kadar evinde yatağı olmadan büyüyen çocuk çevresinin söylemleriyle kendini fabrikatör olacak sandı. Fabrikada işçi oldu. Memur ailenin çocuğuysa astronot olma deryasındaydı. Zabıt katibi oldu. Babası senarist, annesi üst düzey yönetici olan çocuk da bir hiç uğruna güzel sanatlar okuyup kötü yola düştü. Şu anda hapiste. Müebbet diyorlar. He bir de ailesi gerçekten fabrikatör olan bir çocuk vardı. Ona ne oldu biliyor musunuz? Tıp okurken okuldan ayrıldı. Şu anda patronu olduğu fabrikada insan kaynakları sorumlusu. İşçi Hasan ondan izin aldı geçenlerde kutu gibi evi olan ailesini ziyarete gitmek için. Zabıt katibi Nalan da son bir defa hükümlü Mert'in duruşmasına girdi. Müebbet kararının kesinleştiğini bilgisayarına yazdı. Fabrikatörün kızı Efsun lise arkadaşı, canı, ciğeri Mert'i son defa gördü o mahkeme salonunda. Hala olanlara inanamayan Efsun gözyaşlarına hakim olamıyordu. Şimdi Mert bir sonsuzluğa, sonu iyi olmayan bir sonsuzluğa sürükleniyordu. Ailesi oğullarını hala para teklif ederek, kefalet arzusuyla hapisten çıkarmaya uğraşıyorlardı. Nalan'a yalvarırcasına ağlayan annesine Nalan, kendisinin işe yaramaz biri olduğundan, bir avukat aracılığıyla işlerini halletmelerini telkin ediyordu. Annesinin gündeliğe gittiği evin oğlunun müebbet yediğini duyan Hasan, o parayı kendisi olsa nasıl iyi değerlendirebileceğini düşünüp iç çekti. Efsun evine gidip, pılını pırtını topladı ve gitti. Geri dönmedi. Babasının aramalarını bir daha açmadı. Mutsuz hayatını nasıl idame ettirdiği meçhul. Ama gitmekten korkmayan bu kadın belki de en cesuruydu. Hayat akışını sürdürdü ve biz tekrar farkına vardık. Kandırıldığımızın. Eylemlerin yerini değiştirirsek; ne olacağım derken ne olduğumuzun.
Son zamanlarda hayatın heyecanı, bir süs eşya gibi. Olmasa da olur ama olmazsa olmaz. Ufacık şeyleri yaşamın vazgeçilmezi haline getiren bizler, küçük ayrıntılara takılmaktan daha büyük detayları hep kaçırdık. Kendimizi en güçlü zannettik ve yanıldık. Yapabileceklerimizi küçümsedik, bu yüzden başarılı olamadık. Hayatın akışına da bir türlü ayak uyduramadık. Çocukken kurduğumuz hayalleri gerçekleşecek sandık. Büyülü bir evrenin varisi gibi hissettik. Ayrıca, hissettirildik. Oysa kapitalist sistemin köleleri olduğumuzu anlamak çok vaktimizi almadı. Sadece görmezden geldik. Geceleri kutu kadar evinde yatağı olmadan büyüyen çocuk çevresinin söylemleriyle kendini fabrikatör olacak sandı. Fabrikada işçi oldu. Memur ailenin çocuğuysa astronot olma deryasındaydı. Zabıt katibi oldu. Babası senarist, annesi üst düzey yönetici olan çocuk da bir hiç uğruna güzel sanatlar okuyup kötü yola düştü. Şu anda hapiste. Müebbet diyorlar. He bir de ailesi gerçekten fabrikatör olan bir çocuk vardı. Ona ne oldu biliyor musunuz? Tıp okurken okuldan ayrıldı. Şu anda patronu olduğu fabrikada insan kaynakları sorumlusu. İşçi Hasan ondan izin aldı geçenlerde kutu gibi evi olan ailesini ziyarete gitmek için. Zabıt katibi Nalan da son bir defa hükümlü Mert'in duruşmasına girdi. Müebbet kararının kesinleştiğini bilgisayarına yazdı. Fabrikatörün kızı Efsun lise arkadaşı, canı, ciğeri Mert'i son defa gördü o mahkeme salonunda. Hala olanlara inanamayan Efsun gözyaşlarına hakim olamıyordu. Şimdi Mert bir sonsuzluğa, sonu iyi olmayan bir sonsuzluğa sürükleniyordu. Ailesi oğullarını hala para teklif ederek, kefalet arzusuyla hapisten çıkarmaya uğraşıyorlardı. Nalan'a yalvarırcasına ağlayan annesine Nalan, kendisinin işe yaramaz biri olduğundan, bir avukat aracılığıyla işlerini halletmelerini telkin ediyordu. Annesinin gündeliğe gittiği evin oğlunun müebbet yediğini duyan Hasan, o parayı kendisi olsa nasıl iyi değerlendirebileceğini düşünüp iç çekti. Efsun evine gidip, pılını pırtını topladı ve gitti. Geri dönmedi. Babasının aramalarını bir daha açmadı. Mutsuz hayatını nasıl idame ettirdiği meçhul. Ama gitmekten korkmayan bu kadın belki de en cesuruydu. Hayat akışını sürdürdü ve biz tekrar farkına vardık. Kandırıldığımızın. Eylemlerin yerini değiştirirsek; ne olacağım derken ne olduğumuzun.
Yorumlar
Yorum Gönder