Ana içeriğe atla

Herakleitos'a Atıf

Bazen kendimi nasıl hissediyorum biliyor musun? Bir filmde gibi. Uzun metrajlı, düşük bir bütçeli bir filmde bir figüranım. Zaten düşük bütçeli bir film, maaşı normalinden de az tabii. Ama bu filmde başrol yok, herkes başkasının hikayesinde bir figüran. Yüzümde bir tebessüm oluşursa bunu sadece dikkatle izleyenler görebilir yani. Belli başlı bir rolüm de yok. Kimine göre bir iş kadını, kimine göre bir hayat kadını olabilirim. Kim olduğumuzu bazen biz bile bilemiyoruz ya, neyse. Çocukken hep sorarlardı, büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye. Vermek zorunda olduğumuz için biz olmayan cevaplar verirdik. Kimisi dansçı, kimisi astronot, kimisi ise doktor derdi bu idealizm yoksunu soruya. Daha kendimizi tanımazken verilen yanıtlar... Halbuki sonradan kendimizi hiçbir zaman tam olarak tanıyamayacağımızı fark ettik. Ya da ettim. Kimileri kadar idealist olamıyor insan henüz çocuk yaşından. Kıyıda köşede kalan yazarlığımın hiçbir zaman ekmek teknem olamayacağını anladığım günkü gibi. Dün gibi. Beni oluşturan benin her an değiştiği gerçeğiyle yüzleştiğim an gibi. Sarsıcı ve beklenmedik. Hazzı uzun, hazmı yavaş.

Okuduğun her cümle hayatına dokunabilir. İzlediğin bir film seni baştan yaratabilir. Seyirci olduğun bir performans sana kabullenmediğin gerçekleri gösterebilir. Aynı hayatımıza aldığımız yetersiz bütçeli gereksiz figüranlar gibi. Sen gereksiz olduğunu düşünsen de, onun doldurması gereken bir boşluk vardır hep. Bir detayı göze çarptırmalıdır. Öğrendiğim her yeni şeyden sonra artık her şeyi bilmeye yaklaştım derdim önceleri. Ne büyük aptallık. Oysaki daha satırlarına dokunmadığım milyonlarca kitap varken. 'Ben kimim?' sorusunun cevabını öğrenebileceğim bir gün yok. Çünkü değişmeyen tek şey... Bir saniye... Değişmeyen tek bir şey bile yok.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

spontan bir bencillik

Uzun zamandır bloga yazmak için içerik oluşturuyorum. Bir sürü bulmuş olmama rağmen onları yazarken ne kadar sıkıldığımı ve spontane olmadığı sürece bunu yapmanın bana hiç mi hiç keyif vermediğini fark ettim. Çünkü hobilerin de artık sana keyif vermiyorsa ne için yaşıyorsun ki? Hayat kısa, sandığımızdan daha da kısa. Bazen son birkaç yılın nasıl bu kadar hızlı geçtiğine inanmakta zorluk çekiyorum. Daha hislerini hala taze tutan anılarımın bu kadar geçmişte kalması beni derin bir üzüntü haline sokuyor. Bu kısa yaşam serüveninde kendimize katı kurallar koyarak yaşamaya çalışmayı artık doğru bulmuyorum. Evet, artık... Önceden böyle düşünmezdim. Her zaman her şeyin en iyisi olmak çok büyük önem teşkil ediyordu. Mükemmel olmak gerekir sanıyordum. Hedeflerimi, ideallerimi, ilişkilerimi, hobilerimi buna göre düzenliyor, mutluluğu ikinci plana bırakıyordum. Ya da bunların mutluluk getireceğini zannediyordum. Mühendis ol, avukat ol, doktor ol gibi her kafadan bir ses çıkıyordu. Başkalarının söy...

Çocuk İstismarı Suçtur

Son günlerde tanık olduğum videolar, tweetler, fotoğraflar ve haberler yüzünden bu yayını yazmaya karar verdim. Günden güne sosyal medyanın da yardımıyla yaratılan sansasyonlar ile farkındalık kazanması gerekirken gittikçe daha da fevkalade sarsıcı durumlar vuku bulmaya devam ediyor. Az önce bir arkadaşım sayesinde bir video izledim. Şahıs (Ayşe Tükrükçü,47) 9 yaşında amcası tarafından tecavüze uğradığını belirtiyor. Bir günde 3 kere tecavüze uğrayıp anneannesi vücudundaki diş izlerini sorduğunda amcasının da tembihlediği üzere düştüğünü söylüyor. Kahvaltıda annesiyle babası evde olmayan Tükrükçü'yü, amcasının, sofrada kucağına oturtup okşayıp severken bir yandan tecavüz ettiği ifade ediliyor. Tükrükçü olayı annesiyle paylaştığında ''9'' yaşındaki çocuğa annesi, 'kim bilir neler yaptın da amcana suç atıyorsun' tarzı ve daha ağır ifadelerle çocuğa karşı çıkıyor. ''9'' yaşındaki bir çocuğu cinsel arzusu olmak yolunda bir şeyler yapmakla itham...

Yön Veremedik

Kanımca kandırıldık. Son zamanlarda hayatın heyecanı, bir süs eşya gibi. Olmasa da olur ama olmazsa olmaz. Ufacık şeyleri yaşamın vazgeçilmezi haline getiren bizler, küçük ayrıntılara takılmaktan daha büyük detayları hep kaçırdık. Kendimizi en güçlü zannettik ve yanıldık. Yapabileceklerimizi küçümsedik, bu yüzden başarılı olamadık. Hayatın akışına da bir türlü ayak uyduramadık. Çocukken kurduğumuz hayalleri gerçekleşecek sandık. Büyülü bir evrenin varisi gibi hissettik. Ayrıca, hissettirildik. Oysa kapitalist sistemin köleleri olduğumuzu anlamak çok vaktimizi almadı. Sadece görmezden geldik. Geceleri kutu kadar evinde yatağı olmadan büyüyen çocuk çevresinin söylemleriyle kendini fabrikatör olacak sandı. Fabrikada işçi oldu. Memur ailenin çocuğuysa astronot olma deryasındaydı. Zabıt katibi oldu. Babası senarist, annesi üst düzey yönetici olan çocuk da bir hiç uğruna güzel sanatlar okuyup kötü yola düştü. Şu anda hapiste. Müebbet diyorlar. He bir de ailesi gerçekten fabrikatör olan bir ...