Ufak tefek kırıp döktüklerini toparlamaya çalışıyordu. Yaşananları bir kenara koymak, unutmak istiyordu. Bu kadar kolay mıydı? Hafıza silinir miydi kolayca? Unutulsa da kader bizi bir daha birleştirir miydi acaba? Kafamdaki soruları yeni sorular tazeliyor, içinden çıkılmaz bir karambole sürükleniyordum. Kendimi onsuzluğa alıştırmaya çalışmış ama yapamamıştım. Bunu ne kendime ne de ona itiraf etmek istemiyordum. Beni neredeyse aldatacak olan bu şahsa tekrar güvenemiyordum. Metroda tanıştığım benden yaşça büyük hoşça bir adamla müzik dinlemek istiyordu sadece canım. Yeniden başlamak istiyordum. Onu unutmak... Ve başardım. Onu hem hayatımdan, hem hafızamdan hem de kalbimden çıkardım. İçselleştirdim, yokları bile var ettim gözümde. Gömdüm en derinlere. Ya da sadece kendimi kandırdım. Onu bi kere görünce, kokusunu bir kere duyunca yine şişelere sarıldım. Ama bu sefer o kadar acınası değildim. Güçlüydüm. Onu istedim iliklerimde. Başucumda yine bana şarkılar söylesin, kitaplar okusun diye kayda değer şeyleri feda etmeye hazırdım. Ama aşk her şeyi affeder miydi? Sanmam. Aşk değil ama aptallık affederdi. Aşkı aşk yapan sancıları ve acılarıydı. Bundan mütevellit vazgeçtim. Onsuz bir hayatın kapılarını araladım. Güneşli günler beklerken daha büyük hüsranlarla karşılaşmaktan korkuyordum. Adımlarım ürkek ama zarifti. Ben buradayım derken beni görmezden gelin dercesine. İkilemlerin hayatımı ele geçirmesine izin mi veriyordum? Bilemiyorum. Onun hayatımı ele geçirmesini istemekten kaçınmaya çalışsam da her sokak sokak çıkmaza çıkıyordu. Kalbimin, ruhumun çıkmazlarına. Mutluluğa yeltendikçe daha da hapsoluyordum. Ve hep aynı soru yankılanıyordu artık beynimde, “Ya bana bir kezcik daha da olsa canımın cananı derse?”.



Yorumlar
Yorum Gönder