Ana içeriğe atla

DENİZDE BİR BALIK OLMAK

Dünya'nın 3/4'ünü sular kaplamakta. Her ne kadar alışılagelmiş bir değer olsa da bence büyüklüğünün hala farkında değiliz. Yaklaşık 7 milyar insanın yaşadığı bu dünyanın yalnızca %25'inde yaşanılabiliyor. Tabi doldurulan deniz ve okyanusları, yapay adaları, kullanılan sular dolayısıyla açılan yerleri saymazsak. Anlayacağınız karada bir insan olmak ne kadar zorsa denizde bir balık olmak da o kadar zor. Tek şansları akıllarının yeteri kadar olmaması. Akılları olmadığı her ne kadar bir gerçek de olsa ben bunu doğru kabul etmek istemiyorum. Ama keşke denizde bir balık olsaydım. Elbette okyanusta da olabilir fakat belki de 3 tarafı denizlerle çevrili bir ülkede yaşadığımdan, belki okyanusun devasalığı gözümü korkuttuğundan küçük ve samimi bir denizi tercih ediyorum. Oysa okyanus görmedim, maviliğinden, uçsuz bucaksız oluşundan, kokusundan etkilenmedim değil. Ama nedendir bilmem -ve hiç böyle olacağını düşünmemiştim- daha birkaç ay önce gördüğüm Hint Okyanusu beni Akdeniz kadar heyecanlandıramadı. Yani demem o ki keşke bir denizde balık olsaydım. Denizlerin bendeki yerinin bu kadar ayrı olmasının sebeplerinden biri de kendimi en özgür hissettiğim yerin bir deniz olması. Suya girdiğim andan çıkana kadar tanıştığım balıklar, selamlaştığım mercan kayalıklar, kaçtığım deniz yılanları, beni hiç korkutmayan deniz anaları, basmamaya dikkat ettiğim deniz kestaneleri ve her ne kadar uzağa gidersem gideyim geri dönebileceğime karşı olan özgüvenim benim denize olan aşkımı katlayarak arttırsa da bu sadece bir kısmı. Deniz olmayan bir yerde nasıl yaşanır hiç bilmiyorum. Ruhum daralır, gözlerim kararır ve ben artık ben olmam diye düşünüyorum. Bu yüzden bir ülkenin denize kıyısı olmayan bir yerinde yaşama düşüncesi beni korkutuyor. Yani denizin orada, yanıbaşımda olmasından çok memnunum ama onu bir noktada gözden çıkarabilmeliyim...

Maviliğine vurulduğum denizi elbetteki bir şiirimde geçirmemem imkansızdı:

(...)Denizimdesin
     Bir balık kadar özgür
     Bense o denizim
     Senin sorumluluğuna sahip(...)



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

spontan bir bencillik

Uzun zamandır bloga yazmak için içerik oluşturuyorum. Bir sürü bulmuş olmama rağmen onları yazarken ne kadar sıkıldığımı ve spontane olmadığı sürece bunu yapmanın bana hiç mi hiç keyif vermediğini fark ettim. Çünkü hobilerin de artık sana keyif vermiyorsa ne için yaşıyorsun ki? Hayat kısa, sandığımızdan daha da kısa. Bazen son birkaç yılın nasıl bu kadar hızlı geçtiğine inanmakta zorluk çekiyorum. Daha hislerini hala taze tutan anılarımın bu kadar geçmişte kalması beni derin bir üzüntü haline sokuyor. Bu kısa yaşam serüveninde kendimize katı kurallar koyarak yaşamaya çalışmayı artık doğru bulmuyorum. Evet, artık... Önceden böyle düşünmezdim. Her zaman her şeyin en iyisi olmak çok büyük önem teşkil ediyordu. Mükemmel olmak gerekir sanıyordum. Hedeflerimi, ideallerimi, ilişkilerimi, hobilerimi buna göre düzenliyor, mutluluğu ikinci plana bırakıyordum. Ya da bunların mutluluk getireceğini zannediyordum. Mühendis ol, avukat ol, doktor ol gibi her kafadan bir ses çıkıyordu. Başkalarının söy...

Çocuk İstismarı Suçtur

Son günlerde tanık olduğum videolar, tweetler, fotoğraflar ve haberler yüzünden bu yayını yazmaya karar verdim. Günden güne sosyal medyanın da yardımıyla yaratılan sansasyonlar ile farkındalık kazanması gerekirken gittikçe daha da fevkalade sarsıcı durumlar vuku bulmaya devam ediyor. Az önce bir arkadaşım sayesinde bir video izledim. Şahıs (Ayşe Tükrükçü,47) 9 yaşında amcası tarafından tecavüze uğradığını belirtiyor. Bir günde 3 kere tecavüze uğrayıp anneannesi vücudundaki diş izlerini sorduğunda amcasının da tembihlediği üzere düştüğünü söylüyor. Kahvaltıda annesiyle babası evde olmayan Tükrükçü'yü, amcasının, sofrada kucağına oturtup okşayıp severken bir yandan tecavüz ettiği ifade ediliyor. Tükrükçü olayı annesiyle paylaştığında ''9'' yaşındaki çocuğa annesi, 'kim bilir neler yaptın da amcana suç atıyorsun' tarzı ve daha ağır ifadelerle çocuğa karşı çıkıyor. ''9'' yaşındaki bir çocuğu cinsel arzusu olmak yolunda bir şeyler yapmakla itham...

Yön Veremedik

Kanımca kandırıldık. Son zamanlarda hayatın heyecanı, bir süs eşya gibi. Olmasa da olur ama olmazsa olmaz. Ufacık şeyleri yaşamın vazgeçilmezi haline getiren bizler, küçük ayrıntılara takılmaktan daha büyük detayları hep kaçırdık. Kendimizi en güçlü zannettik ve yanıldık. Yapabileceklerimizi küçümsedik, bu yüzden başarılı olamadık. Hayatın akışına da bir türlü ayak uyduramadık. Çocukken kurduğumuz hayalleri gerçekleşecek sandık. Büyülü bir evrenin varisi gibi hissettik. Ayrıca, hissettirildik. Oysa kapitalist sistemin köleleri olduğumuzu anlamak çok vaktimizi almadı. Sadece görmezden geldik. Geceleri kutu kadar evinde yatağı olmadan büyüyen çocuk çevresinin söylemleriyle kendini fabrikatör olacak sandı. Fabrikada işçi oldu. Memur ailenin çocuğuysa astronot olma deryasındaydı. Zabıt katibi oldu. Babası senarist, annesi üst düzey yönetici olan çocuk da bir hiç uğruna güzel sanatlar okuyup kötü yola düştü. Şu anda hapiste. Müebbet diyorlar. He bir de ailesi gerçekten fabrikatör olan bir ...